13 Temmuz 2012 Cuma

*



"UZAMASIN AYRILIK"
Sen sahilin Karşıyakanın
Engüzel kızı
Sana deliyim
Delice sevdiğim
Sana ben sevdalıyım
Ezelden sevdalıyım
Deli deli sevdiğim
Sana ben sevdalıyım
Sen sis gibisin
Denizin sisi
Kıyıların incisi
Uzamasın ayrılık
Sana ben sevdalıyım
Ezelden sevdalıyım
Deli deli sevdiğim
Sana ben sevdalıyım
(MKB)

29 Mart 2012 Perşembe

"Otobüsteki çağdaş kadına dikilen bakışlar"


Topkapı’nın dışına çıkan otobüslerden birinde, diz kapaklarının iki parmak üstündeki mavi keten eteğiyle, blue jean gömlek giymiş; uzun boylu, kumral, kısa saçlı genç bir kadın...
* * *
Besbelli ki Avrupa kentlerinin birinden gelme... Vücudunun inceliği, giydiğini kendine yakıştırması, havası, rahatlığı onu gösteriyor...
* * *
Daracık alınlı, kalın siyah bıyıklı, esmer kavruk tenli, katı bakışlı erkeklerin gözleri, kadına doğru dönüp çivilendi.
* * *
İnsanın elinde bir kamera olsa da, o bakışlarla o kadını otobüsün içinde çekebilse...
Turizm propagandası açısından değilse de, çağdaş sinemadaki “gerçekçilik” akımı açısından; olağanüstü bir görüntü yakalamış olacak...
* * *
Neden öyle yiyecek gibi bakıyorlar kadına?
Hiç kuşkusuz çok beğendiler Avrupalı genç kadını... Bu beğeninin ayıplanacak hiçbir yönü yok; sadece öyle yerlerde beğenilen bir kadına, onu rahatsız etmeden nasıl bakılacağını bilmiyorlar...
* * *
İçlerinde rahatlatıcı hiçbir titreşimin oynaşmadığı, ampulü bozuk evrak mahzeni koridorlarına benzeyen gözlerini; bodoslamadan karaya gemi bindirir gibi, kadının üstüne bindirip, göz kapaklarını hiç kırpmadan; öyle dik dik bakıyorlar...
* * *
Bari hoşlanmanın verdiği bir yumuşaklıkla, dudaklarına bir gülücüğün ışığı düşse de, yüz çizgileri azıcık gevşese; görüntüleri, ürkütücülükten, genel bir beğeninin sevecenliğine dönüşecek...
* * *
Ama kaşlar hafif çatık, yüzler asık ve siyah kalın bıyıklı dudaklar, neşeleri daha doğarken kökünden kazınmış gibi; garip bir ciddiyetle mühürlü...
* * *
Sanki Havva’sız bir Adem’den yaratılıp, kadınsızlığın bitip tükenmeyen kırbacını yiye yiye gelmişler ta bugünlere...
* * *
Bunu düşününce, görüntülerindeki ürkütücülük; kökleri çok derinlerde olan bir açıklılığa dönüşüyor...
* * *
Madem etekleri diz kapaklarının iki parmak üstünde, şatafatsız giyimli, ama giydiğini kendine yakıştıran; bakımlı, saçları kısa kesilmiş, çocuksu kadın tipini seviyorlar; neden dünyalarını, sevdikleri kadın tipiyle kurmuyorlar; daha doğrusu, dünyalarının kadınlarında, sevdikleri kadın tipini neden yaratamıyorlar?
* * *
Can alıcı soru bu...
Yeryüzüne bir kez geliyorlar... Belki sevdikleri, ama kendilerinin de farkında olmadığı, gizli bir özlemi yanıtlamayan; köleleştirilmiş kadınlarla yaşıyorlar ve uzaktan beğenip, imrenerek baktıkları çağdaş kadın tipleriyle ortak bir dünya kurmak şöyle dursun; onları uygarca seyretmesini dahi beceremeden ölüp gidiyorlar...
Bundan daha hazin bir şey olamaz...
* * *
Neden kendi yakınlarında, aradıkları kadını yaratamıyorlar?
Kendilerinin beğenip, birlikte olmaktan kıvanç duyacakları bir kadını, başkalarının da beğenmesinden mi korkuyorlar?
Ve bu korku nereden geliyor? Kime güvenemiyorlar; yoksa kendileri gibi düşünen erkeklerin bolluğuna mı?..
* * *
Ama her erkek, açlığından kurtulacağı bir kadınla birlikte olursa; otobüslerde, vapurlarda, çağdaş kadınlara dikilen erkek bakışlarındaki ısırıcı yamyamlık da, kolayca törpülenmez mi?
* * *
Sille tokat köleleştirdiğin, zevkini kütleştirdiğin kadınlarla yaşamaya kendini mahkzm et; sonra dışarıda, için eriye eriye beğendiğin, ama hiçbir zaman bir saç örgüsü oluşturamayacağını bildiğin kadınlara, yiyecek gibi bak ve sonra da yaşlanıp öl...
Tanrı aşkına yaşamanın anlamı bu mu demektir?
* * *
Kendinin ve kimsenin beğenmeyeceği bir kadınla birlikte olmanın sağladığı anlamsız güvene; her yönüyle gerçekten beğendiğin bir kadınla birlikte olmanın mutluluğu yeğlenir mi?
* * *
Üstelik her erkeğin eşi, beğenilecek çağdaş bir düzeye geldiği ve kölelikle bakımsızlıktan kurtulduğu zaman; kimse kimsenin karısına yamyamlaşarak bakmaz ki...
* * *
Gelişmiş toplumlarda, bizim Topkapı dışı otobüsünde rastladığımız, Avrupalı kadının üstüne sinek tabağına konan sinekler gibi yapışmış erkek bakışlarına, hiç rastlanıyor mu?
* * *
Mutluluğa yaklaşım, sevdiğin bir işte çalışıp, sevdiğin kişiyle birlikte olmayı başarmakla mümkündür...
* * *
Bunu bir gıdım olsun başaramadın mı, sen o yaşamın çekiver kuyruğunu...
* * *
Yanındaki canım eşini, sille tokat paçavraya çevirdikten sonra; orada burada rastladığın çağdaş yaşam örneklerine, yutkuna yutkuna bakar ve en doğal hakkın olan mutlu ve neşeli bir yaşam beraberliğini ıskalamış olarak; iki arşın bezle, bir avuç toprak olur gidersin...
* * *
Bu, üstelik sadece parasal bir sorun da değildir. Bu, bir gusto sorunu, yaşamı akıllıca değerlendirme sorunu...
* * *
Köyleşme kentleşmesiyle Almanya serüvenleri, biraz daha kendine çeki düzen verecek bir düzeye gelince; yeni kuşakların erkekleriyle kadınları, dedelerinin ne kadar ışıksız ve anlamsız yaşadıklarına şaşacaklar ve onların birer bulunmaz antika olarak duvarlara süs diye asılmış poturlarıyla şalvarları önünde; birbirlerinin gözlerinin içinde eriyerek, pembe şampanyalar içerken:
* * *
“Zavallılar yaşamı nasıl da hiç anlamadan kaybolup gitmişler” diyecekler...
* * *
Topkapı dışı otobüsünde, Avrupalı genç bir kadına yiyecek gibi bakmış olmaktan ibaret bir anıları bulunduğunu dahi, hiç tahmin edemeyecekler.
Not:Çetin Altan'ın“Kadın Işık ve Ateş” kitabında 37 yıl önce yazılmış bir yazı

7 Mart 2012 Çarşamba

"Arka kapaklar aslında ne demek istiyor..?"




Editörler, yayıncılar ve eleştirmenler bir kitabı tanıtırken "lirik", "kışkırtıcı" ya da "kendine has bir dili var" derken aslında ne demek istiyorlar? One-Minute Book Reviews isimli siteden Janice Harayda, sektörün içinden isimlerden twitter üzerinden yaygın yayıncı terimlerini deşifre etmelerini ve bu deşifrelerde #pubcode hashtagini kullanmalarını istemiş. İşte bazılarının cevapları:


"hikâye içine çekiyor": "çok iyi bardak altlığı olur" Don Linn, yayın danışmanı

"dili sade": "çok iddialı ifadeler yok" Mark Kohut, yazar ve danışman

"iyi eleştiriler alan": "pek satmıyor" Peter Ginna, yayıncı.

"çıkış kitabı": "Allah yardımcısı olsun" Larry Hughes, yayınevi yöneticisi

"her türlü kategorizasyona meydan okuyor": "Ne yaptığı hakkında yazarın bile hiçbir fikri yok." James Meader, yayınevi yöneticisi
"yaşadığımız zamanı yakalıyor": "İki yıl önce yaşadığımız zamanları yakalıyor." Mark Athitakis, eleştirmen

"okul için ideal": "Çocuklar bunu okumak zorunda kalmadıkları sürece okumazlar." Linda White, kitap tanıtımcısı

"J.R.R. Tolkien’in görkemli geleneğini sürdürüyor": "Kitapta cüceler var" Jason Pinter, yazar

"kendine has bir dili var": "Editör kontrolünden geçseymiş iyiymiş."

"heyecanlı": "İçinde aklı başında bir şey yok." William Preston, İngilizce öğretmeni

"destansı": "çok uzun" Sheila O’Flanagan, yazar

"erotik": "porno" Peter Ginna, yayıncı

"etnik edebiyat": "beyaz olmayan biri tarafından yazılmış" Rich Villar, yayınevi yöneticisi

"ilgi çekici": "Sayfaları hızla çevirdim ama aslında kitabı okumadım." Sarah Weinman, edebiyat eleştirmeni

"cesur bir sokak masalı": "Mahalleli siyah yazar. Kaçın." Bir edebiyat öğrencisi

"ince işlenmiş bir metin": "Sözcüklerin yarısının ne anlama geldiğini bilmiyorum." Jennifer Weiner, yazar

"edebi": "olay örgüsü yok" Mark Kohut, yazar ve danışman

"uzun süredir beklenen": "geç kalmış" Jan Harayda, yazar ve editör

"lirik": "Pek fazla bir şey olmuyor." Peter Ginna, yayıncı

"özenle araştırılmış": "Çok fazla dipnot var." Larry Hughes, yayıncı

"anı": "Aksi ispatlanana dek kurgu değil." Larry Hughes, yayıncı

"novella": "büyük fontlu kısa öykü" Larry Hughes, yayıncı

"acıklı": "Bu kadar kötü yazmak insanı ağlatıyor." Drew Goodman, yazar ve sosyal medya analisti

"günceli yakalıyor": "orijinal bir kurgusu yok" Jacqueline Deval yazar ve yayıncı

"çok eğlenceli": "kaotik" Peter Ginna, yayıncı

"duygusal": "yumuşak porno" Peter Ginna, yayıncı

"çarpıcı": "Baş karakter ölüyor." Mark Athitakis, eleştirmen

"provokatif": "ırklar ya da dinle ilgili" Mark Athitakis, eleştirmen

"ümit veren": "Çok fazla kusur var ama görmezden gelinebilir." Mark Athitakis, eleştirmen

"cesur": "çok fazla küfür var" Isabel Kaplan, yazar

"ileriyi gören": "Yanlışlığı henüz kanıtlanmadı." Isabel Anders, yazar

"bir kuşağın sesi": "demode" Mark Kohut, yazar ve danışman

"ağır": "Bu canavarı sürekli yanımda taşıyorum ama hâlâ bitiremedim." Emily Nussbaum, eleştirmen

"hayal gücünün sınırlarını zorluyor": "Yazarın kafası iyiymiş." Simon McNeil, yazar

"takip edilmesi gereken bir yazar": "Gerçekten okumak isteyeceğiniz bir yazar değil." Jan Harayda, yazar ve editör

"geniş aile hikayesi": "Anneniz bunu sevebilir." Mark Kohut, yayıncı

"Amerika için ‘uyan’ alarmı": "önceki hükümette yer alan bir yazardan huysuz, sert bir eleştiri" Gary Krist, gazeteci ve yazar

"katmanlı bir anlatım": "Atlayarak okumaktan ya da hızla göz gezdirmekten çekinmeyin." Nancy Pate, yazar ve editör

"dokunaklı": "Bir şey dokundu. Yediğim yemek de olabilir, kitap da." Jennifer Weiner, yazar

"uzun süre konuşulacak": "Hemen şimdi okumanıza gerek yok." Mark Kohut, yazar ve yayıncı

"büyüleyici": "Metni etkileyici bulup, olan biten bir şey olmadığını fark etmeyeceğinizi umuyoruz." Miss Bennet, editör

"yazarın sıkı hayranları": "anne ve eş" Mat Johnson, yazar

"orijinal bir romantik komedi": "Sonunda kadın karaktere araba çarpar. Bir erkek sürücü tarafından." Phillipa Ashley, yazar

"aklınızdan çıkaramayacaksanız": "Aylardır başucumda duruyor ve hâlâ bitiremedim." Sara Eckel, eleştirmen

"sıcacık bir öykü": "Ana karakter bir köpek, yaşlı bir adam ya da ikisi birden." Katha Pollitt, şair ve köşe yazarı

"tarihi bir roman": "Amerika’da geçiyorsa toz, çayırlar ve soluk renkli kıyafetler; İtalya’da geçiyorsa zehir ve entrika, İngiltere’de geçiyorsa seks, güzel kıyafetler ve kelle uçurma." Jennifer Weltz, yazar ajanı

"Hemingwayvari": "kısa cümleler" Arthur Phillips, yazar

"Faulknervari": "uzun cümleler" Arthur Phillips, yazar

"Fitzgeraldvari": "pişmanlık, özlem, zengin insanlar" Arthur Phillips, yazar

"Pulitzer adayı": "Yayıncı 50 dolarlık başvuru ücretini ödedi." Mat Johnson, romancı

"güçlü": "Entrika dolu, bir yargısı var." Mark Kohut, yazar

"alışılmadık": "Beklediğinizden kısa, büyük harf kullanılmamış." Tamara Paulin, yazar

"Shakespearvari": "Herkes ölür, vay be, aynı Hamlet gibi." Mark Kohut, yazar

"insanlık halleri üzerine heyecan uyandıran bir yaklaşım": "Duygular üzerine bir erkek tarafından yazılmış bir kitap." Sara Eckel, eleştirmen
Gönderen SEL Yayıncılık

27 Ocak 2012 Cuma

"TOHTOR LUZUM İTMEZ..."


AZERBAYCAN' DA ŞİFA BULMANIN YOLLARI

EĞER BAŞIZ AĞRİSE:
Bir avuç üzüm sirkesini geniş nefes alarah, var guvvetizle genzize
çekeceksiz. Eğer başız yarım ağrise; iki tene it gavunu havanda ezip
lapa yaparah ağrıyan tarafıza yapıştıracahsız.



EĞER GULAĞIZ AĞRİSE:
Bi çay gaşuğu rakıyı, gulağızın tortiğine tökeceksiz.



EĞER GÖZÜZ AĞRİSE:
Bi haftaluğ doğum yapmış garının, sıcağı sıcağına ağrıyan gözüze üç
damla südünü sağdırup gözüzü açıp yumun ki südü içeri gide.



EĞER BURNUZ AĞRİSE (TATAR HAMI OLMUŞSAZ):

Meşe közüne bi top gahve şekerini atıp dumanını geniş, geniş burnuzdan

nefes alacah şekilde içinize çekin.

EĞER SAÇIZ TÖKİLİSE, YAHUT GAFAZ DAZLAĞSA

Bi avuç eşek fışgısı, iki yumurta sarısı, yüz gram gara saggız, elli gram

çirişi garuşturup gafaniza saracahsız. Heç çıhartmadan bibuçuh ay

gafazda galacah. Sona sökeceksiz, ondan sonra yeni saçlar çıhar.

EĞER DİŞİZ AĞRİSE:
Çorap cağını ataşda eyice gızdırıp ağrıyan dişizi dağlayacahsız. O
dişiz bidaha heç ağrımaz.

EĞER GÖGSÜZ AĞRİSE:
Haşıllı bi havluyu, gızgın su buharında eyice gızdurup, üstüne toz
garabiber töküp sıcağı sıcağına göksüze sarın. Dilizin altınada
garanfil gonciği alıp emerekten yatın. Bismillah artuğ gendizi
üşütmiyene gadar bidaha da gösgüz ağrımaz.

EĞER SIRTIZ AĞRİSE:
Zobayı eyi yahın, odayı eyice gızdurun, belden yuharı soyunup sırtızı
sobaya verin. Ağrızın böyüklüğüne göre iki yada üç tene kupa, bi lohma
gazete kağıdı, Anaza yada Bacıza yahutta Köroğluna(kariniz kastedilmekte), gazete kağıtlarını kupaların içine atıp yahar yahmaz alavlu alavlu ağrıyan yerize kupayı
basdurun. Düşene gadar kupa orada galsın. Düşdükten sona yerine
tendirdiyot sürüp üşütmemek için yün guşahdan eyicene sarın.

EĞER GARNIZ AĞRİSE:
Bi kesme şekere, zencefil ezip bu şekeri zencefil tozuna beleyip
emmeden yudun. Heç bişeyiz galmaz geçer.

EĞER VIRİGE(ishal anlaminda) DÜŞMÜŞSEZ:
Bi havanın içinde limon duzunu, çig gahveden beraber dögüp sabahleyin
aç garnına bi gahve gaşuğu ağzıza atın. Eğer yudamisez bu garışımı heb
yapıp geçi gılliği böyüklüğünde susuz olarah yudun. Eğere içiz daş
kesmezse bu kerede bu ıngıbazlığa geçürmek içün başga bi ilaç söliyem
yapın eğer INGIBAZSAZ (GABIZ OLMUŞSAZ) guyruh yağından

kıkırdağ yapıp ekmeksüz olarak bol bol yeyeceksiz.

EĞER BELİZ AĞRİSE:
İki tutam çejli yünü yıhamadan, bi gaşuh gara biberi yünün üstüne
sepip gine yün guşahnan belize sarın.

EĞER BÖBREGİZDE GUM VARSA SANCILANİSEZ:
Gölgede gurumuş mısır püskülünü çay gaynatır gibi gaynadıp, dölbentte
süzüp iki gece ayazda bekledip, sabahdan ahşama gadar su içmemek
şartıynan hergün bir çay bardağı içeceksiz. Ne gadar daş ve gum varsa
söker atar.

EĞER BASURUZ VARSA:
İkiyüz elli gram gavrulmamış çedene, gine o gadar böğürtlen kökünün
yumrusunu beraber bi çaydanlıhda gaynadın sona suyunu dölbentle
süzdükten sona her sabah aç garnına birer bardah için. Ne ağru galur
ne de meme.

EĞER NASIRIZ VARSA:
Bi üsgük tosbağa tüpürüğü, nasırızın üsdüne töküp elize bi cımbız alıp
bekleyin, nasıl gaşınmaya başlayınca cımbızla zıpbiginden çekip
löpbidek alın.

TOSBAĞA NASIL TÜPÜRÜR:
Bi tene elöpeni tutup tosbağanın garşısına getirin elizde bi fincan
tosbağanın ağzına tutun el öpeni görünce tosbağa gafasını çıharıp ağzı
şoriklenmeye başlar. Sizde o vakit fincanızı doldurun. Sona nasırıza
dökün.

EĞER BARMAĞIZA DOLAMA ÇIHMIŞSA:
Bi bağ soğanı gızgın külde eyice haşlayıp, zıllıgini çıharıp, zılliginin

yerine dolamalı barmağızı sohup barmağız zongluyana gadar iki üç

gün elece soğanın içinde bekletin. Sonra sökün. Dolamayı ne
goymuşsuz ne bulasız.

EĞER COCOZU TUTAMİSEZ:
Gara sakgız, çiriş, çavdar kepeğini garışdırıp ataşda gızdırın. Eriyen
bu maddeyi haşıllı amerikan bezine bastuğ serer gibi serip poçigizin
üstüne bağlayın. Bi daha cocozu gaçırmazsız. Bu ilaca aynı zamanda
poçik yahısıda denir.

EĞER İHTİYARSAZ; ŞEREET DÖŞEĞİNDE MAHÇUPSAZ:
Saf zeytinyağının içine guvvet eksüklüğüze göre on veyahut daha fazla
guru inciri atın. Bi hafta gavanozun içinde zeytinyağı galmayana gadar
incirler beklesin. Sona her sabah aç garnına bi inciri çeynemeden
yudun. Eğerki hosbaht olmazsaz boşunada uğraşmayın sizi teneşür
pekler!!!_YAAAAAAA, işte böle, bol bol yeyeceksiz...