4 Aralık 2010 Cumartesi

"Sayın Başbakanım.. "





Nesrin Uzunoğlu(Cumhuriyet Bursa Şubesi)

Hüseyin Yardımcı isimli şehit babasının EŞBAŞKANIMIZA yazdığı mektup.


Teşekkürler Sayın Başbakanım..
Bana bu yazının sonunda okuyacağınız şiiri yazmama ilham verdiğiniz için..,
Nefret nedir bilmeyen ruhuma son bir yılda nefreti öğrettiğiniz ve hergün seyrettiğim haberlerde artık hiçbir şeyin beni şaşırtmamasını sağladığınız için,
Bu akşam bana televizyonda bir şehit annesinin Arif’im nerde diyen feryadını dinlettiğiniz için
Vatani görevini yapan ve bir bacağını kaybeden bir gazinin protez bacağını çıkartıp benim gururum bu diyerek feryad edip kendisine verilen gazilik belgesini yere fırlattığını görmemi sağladığınız için
Yüzünün büyük bir kısmı yanık ve parçalanmış olan diğer bir gazinin benim gururum bu diyerek yüzünü gösterirken gözümden süzülen yaşlar için
Onları affediyorsunuz elleri kolları serbest dolaşıyorlar benim oğlum toprak altında onu da affedin bana gelsin feryadını atan ANA’nın kanlı gözyaşları için
Bizim vergilerimizle bizden topladığınız paralarla 34 teroriste Cumhuriyet şenliklerini aratmayacak havai fişek ve lazer gösterileri eşliğinde kahraman nidalarıyla kendilerini adam sanmalarını sağladığınız için.
100,000 kürt kökenli TÜRK vatandaşının zafer nidaları ile dans etmelerini ve yapmış oldukları miting’i Kürdistan Milli Marşı eşliğinde sonlandırıken, PKK bayraklarını TÜRKİYE semalarında dalgalandırdığınız için
Tüm ŞEHİT ve GAZİLERİMİZİ bu akşam bir kez daha şehit edip gazi bıraktığınız için.
Daha bitmedi sayın başbakanım
Siz ve diğerleri sayın öcalan diyor ya merak etmeyin biz o vatan hainine ve size içimizden her dakika sayıyoruz...
Size kısaca kendimden ve atalarımdan bahsedeyim sayın başbakanım.
Ben 400 yıl önce Karaman’dan Yugoslavya ya akıncı olarak gitmiş ve orada 400 yıl yaşayıp Balkan harbinde vatanını korumak için savaşmaya gelmiş babası Boşnak, annesi Arnavut kendisi önce TÜRK sonra Boşnak olan TÜRK vatandaşı Hüseyin’im. Herşeyden önce vatan ve Türkiye diye büyütüldüm. Türkiyemi Anamdan Avradımdan, Oğlumdan, Atamdan önde severek büyüdüm ve büyüyorum.
Nazım’ın Kadınlar şiirindeki;
Ayın altında kağnılar gidiyordu Kağnılar gidiyordu Akşehir üstünden Afyon'a doğru..
Mısralarındaki o kadınlardan birisi benim Büyük Halam dı. Büyük Amcam Çanakkalede şehit düştü. Dedem bizi İzmir'den Çanakkale'ye savaşmak için 24 gün nasıl yürüdüğünün hikayeleri ile büyüttü. Bize her zaman Vatan sevgisi aşılandı TEK VATAN... O da TÜRKİYE
Biz hep önce TÜRK’tük sonra Boşnak. Biz hiçbir zaman bölünmek, parçalanmak, ayrılmak, açılmak, kapanmak nedir bilmedik.Bunları n konuşulduğu yerlerde bulunmadık..
Komşum Rum’du, Sınıf arkadaşım Ermeni,En iyi arkadaşım Kürt,Eniştem Giritli, Mahallemizin Teyzesi Kavalalı, İlk Ustam Tatar,Dedem Boşnak, Büyük babam Arnavut, ilk sevdiğim Macar, Evlendiğim Giritli..
Ama hepsi ilk önce Türktü. Siz şimdi bizimle paylaşmadığınız bir karara varmışsınız adı açılım.Size benim çocucuğumun geleceği ile ilgili kararları alma yetkisini kim veriyor? Siz hangi güçle bizimle paylaşmadan bu Vatan’ın geleceği ile ilgili bu kadar derin kararları alabilme yetkisini buluyorsunuz kendiniz de? Size sizin dilinizde sesleniyorum başbakanım. Unutmayın sizden büyük ALLAH var.
Siz Hz.Ömer adeletini bilir misiniz başbakanım? Hani birisini hakkı yenildiğinde karar verecek iken kararı hakkı yenilene bırakan Hz.Ömer. Peki siz bu dağdan inen şaklabanları affederken bu vatan uğruna evlatlarını düğün dernek askere gönderip ALBAYRAK lı tabutlarla geri alan ANALAR'dan, BABALAR'dan izin aldınız mı? Siz bu insanların vebalini kaldırabilecek misiniz?....
Bu akşam televizyonda Cemal Süreya’nın şu şiirini okudunuz;
Sizin hiç babanız öldü mü?
Benim bir kere öldü kör oldum Yıkadılar aldılar götürdüler Babamdan ummazdım bunu kör oldum.
Şimdi ben size aynı soruyu aynı şiirin bir şehit anası ağzından okuyarak sorayım
Sizin hiç oğlunuz hain bir kurşundan öldü mü? Benim bir kere öldü kör oldum Yıkadılar aldılar götürdüler Oğlumdan ummazdım bunu kör oldum
Şimdi ben size soruyorum;
sizin oğlunuz şehit düşseydi aynı kararı bu kadar rahat verip, dağdan inin gelin sizi kucaklayalım oğlumu öldürdünüz ama olsun unutalım der miydiniz? Gelsinler diyorsunuz kan akmasın bir daha.Sayın başbakanım biz küllerinden bir vatan yaratmış ecdadın çocuklarıyız. Şehidimizin ardından kan ağlar vatan sağolsun deriz. Bırakın o dağlarda kalsınlar o hainler biz onları o dağlarda gömeriz, ardından şehitlerimizin huzur bulmuş bedenleri ile gökkubeyi başlarına yerlebir ederiz .Bizim onların dönüşüne ihtiyacımız yok. Ama durum başka siz merak etmeyin farkındayız.
Dünyanın en pahalı benzinini alıyoruz ağzımızı açmadık..
En fazla vergisini ödüyoruz ağzımızı açmadık..
Deprem oldu özel iletişim vergisi dediler vatan sağolsun dedik..
Maaşımızdan %49 kesip ortalama yaşam ömrü 71 yaş olan vatanımızda 66 yaşında emekli olacaksın dediniz ağzımızı açmadık..
1,5 lira konuşulan telefon için 24 lira fatura ödedik gık demedik..
Faturalarımıza güneydoğuda kaçak kullanılan elektiriğin bedelini eklediniz ödedik..
Kız çocuklarını 14 yaşında satmasınlar diye KARDELENLER dediniz yardım ettik..

Size şimdi bizden ..
Bundan böyle bu VATAN’A verilecek evladım yok, ne olursa olsun umurumuzda değil, kürdistan da kurulsun amerikalı da gelsin vatanı alsın fark etmez.
Artık hiçbir bedel ödemeyeceğiz
Bundan böyle yurt dışlarında herkese Türkiye ve Türk insanını anlatmayı keseceğiz
Yada tüm bu medyadaki açılım şovları ile gaza gelip sokağa çıkıp önümüze gelen Kürt kökenli yada Alevi vatandaşları öldüreceğimizi, birbirimizi katledeceğimizi.
Bundan sonra ne yaparsak yapalım nafile aman susalım başımıza bir dert gelmesin diyeceğimizi sanıyorsunuz ya! Biz bu oyuna gelmeyeceğiz Mister President. Biz sizin ve sizin akıl hocalarınızın ve diğerlerinin ne yapmaya çalıştığının FARKINDAYIZ
Biz sizin pek tanımadığınız bir kurtarıcının çocuklarıyız ve biliriz ki TÜRK MİLLETİ ZEKİDİR. Bu yüzden bu defa bizi bize kırdırmanıza izin vermeyeceğiz. ALLAHIMDAN SİZİN GÖNÜL GÖZÜNÜZÜ AÇMASINI VE ŞEFKAT TOKATINI HAKKIYLA İNDİRMESİNİ DİLER.. SAYGILARIMI SUNARIM.

Hüseyin Yardımcı

26 Eylül 2010 Pazar

*

Saros Körfezi'nin su altı ve su üstü
güzelliği ile Yapay Resif Projesi
18 Mayıs 2010 Salı günü TRT 1'de yayınlandı.
Sayfamızı lütfen arkadaş listenizle paylaşalım.
Paylaş
Süre:12:25

22 Eylül 2010 Çarşamba

GÜNÜMÜZDE YAŞANAN TÜRK YÖNETİM FELSEFESİ :))


ERSIN TOPAC


Türk ve Japon şirketleri arasında bir kürek yarışı düzenlenmesine karar verildi. Her iki takımda, performanslarının en üst düzeyine varabilmek için uzun ve zorlu bir hazırlık döneminden geçti. Büyük gün geldi ve iki takımda, kendini hazır hissediyordu. Japonlar yarışı bir kilometre farkla kazandılar...

Yarış sonrası Türk takımı çok sarsılmıştı.Türk Şirket yönetimi yarışın açık farkla kaybedilmesinin nedeninin bulunmasına karar verdi. Yapılan araştırmalar, analizler ve uzun çalışmalar sonucu hata bulundu ve çözüm önerisi getirildi.

Japonların takımında 8 kişi kürek çekiyor, 1 kişi dümencilik yapıyordu.
Türk Takımında ise 1 kişi kürek çekiyor, 8 kişi dümeni kullanıyordu.
9 kişilik Türk takımı Japonlarla bir yarış yapmak üzere yeniden yapılandı.

Yeni yapılanma şekli şöyleydi;
- 4 dümen müdürü,
- 3 bölgesel dümen müdürü,
- Kürek çekmekle görevli kişinin performansından sorumlu 1 Dümen yöneticisi,
- ve 1 kürek çekme elemanı.

İkinci yarışı Japonlar iki kilometre arayla kazandılar.Tepesi atan Türk şirketi yönetim kurulu hemen harekete geçti. Yarışın kaybedilmesinden sorumlu tutulan kürekçi kovuldu ve müdürlere sorunun çözümüne olan katkılarından dolayı ikramiye verildi.

21 Eylül 2010 Salı

*****Metin Mericboyu


Cahil Cesareti...

Dunning-Kruger Sendromu

Televizyon izlerken birilerine bakıp da "Ya bu adam bu sığlıkla nasıl buralara kadar gelebilmiş" diye düşündüğünüz oldu mu hiç?


Ya da işyerinizde sizinle aynı ya da daha üst aşamada bir görevde olan bazıları, sizde büyük bir şaşkınlık uyandırdı mı?; onlara bakıp "Bu cahillik, kendini bilmezlik nasıl fark edilmez?" diye iç geçirdiniz mi?
Justin Kruger ve David Dunning adlı iki ABD'li bu hissi çok yaşamış olacak ki, iki psikiyatri uzmanı, 10 yıl kadar önce bir teori ortaya attı:

"
Cehalet, gerçek bilginin aksine, bireyin kendine olan güvenini artırır."
Ve bunun üzerine bir araştırma başlatıldı. Fizyolojik ve zihinsel alanda yapılan çeşitli uygulamaların sonucunda şu bulgulara ulaşıldı:

·
Niteliksiz insanlar ne ölçüde niteliksiz olduklarını fark edemezler.
·
Niteliksiz insanlar, niteliklerini abartma eğilimindedir.
·
Niteliksiz insanlar, gerçekten nitelikli insanların niteliklerini görüp anlamaktan da acizdirler.
·
Eğer nitelikleri, belli bir eğitimle artırılırsa, aynı niteliksiz insanlar, niteliksizliklerinin farkına varmaya başlarlar.
Bitmedi...

Cornell Üniversitesi
'ndeki öğrenciler arasında bir test yapıldı ve klasik "Nasıl geçti?" sorusuna öğrencilerden yanıtlar istendi...
Soruların yüzde 10'una bile yanıt veremeyenlerin “
kendilerine güvenleri” müthişti. Onların "testin yüzde 60'ına doğru yanıt verdiklerini" düşündükleri; hatta "iyi günlerinde olmaları halinde yüzde 70 başarıya bile ulaşabileceklerine inandıkları" ortaya çıktı.
Soruların yüzde 90'ından fazlasını doğru yanıtlayan-lar ise
“en alçakgönüllü” deneklerdi; soruların yüzde 70' ine doğru yanıt verdiklerini düşünüyorlardı.
Tüm bu sonuçlar bir araya getirildi ve
Dunning-Kruger Sendromu'nun metni yazıldı:
“İşinde çok iyi olduğuna” yürekten inanan ‘yetersiz’ kişi, kendini ve yaptıklarını övmekten, her işte öne çıkmaktan ve aslında yapamayacağı işlere talip olmaktan hiçbir rahatsızlık duymaz! Aksine her şeyin hakkı olduğunu düşünür!

Ancak bu ‘
cahillik ve haddini bilmeme’ karışımı mesleki açıdan müthiş bir itici güç oluşturur.
Eksiler’ kariyer açısından ‘artıya’ dönüşür.
Sonuçta, ‘
kifayetsiz muhterisler’ her zaman ve her yerde daha hızlı yükselirler…
Bu arada,
gerçekten bilgili ve yetenekli insanlar çalışma hayatında ‘fazla alçakgönüllü' davranarak öne çıkmaz, yüksek görevlere kendiliklerinden talip olmaz, kıymetlerinin bilinmesini beklerler... Tabii beklerken kırılır, kendilerini daha da geriye çekerler... Muhtemelen üstleri tarafından da ‘ihtiras eksikliği’ ile suçlanırlar..."
N'olur fazla mütevazı olmayın!...

"Siz de çevrenize şöyle bir bakın" diyeceğim ama eminim bu satırları okurken bile aklınızdan bir dolu yüz, bir dolu isim geçti...

Bence Dunning ile Kruger'in, bu çalışmalarıyla 2000'de, Nobel yerine
Harvard Üniversitesi'nin Ig Nobel'ini alma nedeni "cahil olmamalarıydı".
Gönlümün nobelini bu ikiliye vererek yazımı
Bertrand Russel'in bir sözüyle bitiriyorum:



Dünyanın sorunu, akıllılar hep kuşku içindeyken aptalların küstahça kendilerinden emin olmalarıdır.